HANOİ’DA ZAMANIN AKIŞI

HANOİ’DA ZAMANIN AKIŞI

0

HANOİ’DA ZAMANIN AKIŞI

6 Şubat 1965 tarihinde doğdum: Amerika’nın Vietnam bombardımanını başlattığı günde. Çocukluğum süresince her doğumgünü kutlamasında büyüklerin Vietnam’ı andıklarını duydum. Daha o vakitlarda, nerede olduğunu tam bilmediğim bu uzak ülke ile kader bağım oluştu.

Amacım doğumgünümü tek başıma bu kentde karşılamaktı. Sabahın çok erken saatleriydi ve hava şimdilik karanlıktı ama sokaklar boş değildi. Sırt çantası ile seyahat ettiğim amacıyla bir otel bulmadan evvelce eski kent merkezindeki Hoan Kiem Gölü kıyısına geldim. Hanoi halkı fazladan uyanmış, göl kıyısına inmişti. Gruplara ayrılmışlar, tai chi yapıyorlardı. Bunun bugüne özel olmadığını, kent halkının her sabah saat 05.00 ritüeli olduğunu daha ileri vakitlarda anlayacak ve ben de onlara katılacaktım.

Üstelik bazıları amacıyla gün daha da erken başlıyordu. Çiçek piyasası saat 03.00-05.00 arası açıktı. Orkideler, kadife çiçekleri, baygın kokulu frangipaniler ve rengârenk yöresel çiçekler o saatlerde satılıp tükeniyordu. Saat 04.00’te açılan kahvehanelerden sokaklara mis gibi kavrulmuş kahve kokusu yükseliyordu.  Fransızların kurduğu kahve plantasyonları bugün de varlığını sürdürüyordu.

Kahvesini içenler Hoan Kiem Gölü kıyısına gidiyor, orada pijama tipinde günlük giysileri içerisinde yarım saat tai chi yapıyorlardı. Sonra bir kez daha kahvehaneler doluyor, günün 2. kahvesi içiliyordu. Sonrasında piyasa yerleri kurulmaya başlıyordu. Hâlâ hava aydınlanmadığı amacıyla mum ışığı altında hazırlanan tezgâhlara sebze meyveler seriliyor, alacakaranlık başladığında buram buram tazelik ve yaşam kokan piyasayeri hazır oluyordu.

 

Buranın insanlarını nasıl anlatmalı? Arı gibiler. Kapı önüne birkaç tabure koyup gaz ocağında tek tencerede yemek pişirip satan yaşlıca kadınlar. Sokak içlerinde portatif tezgâhlar çevresinde taburelere tünemiş, sabah kahvaltısında noodle soup içen erkekler. Spring roll satan ve bir mangal ateşinde onları sıcak tutmaya çalışan pijamalı kadınlar.  Başlarının üzerinde ustalıkla taşıdıkları sepette çörek ya da lokma satanlar.

Yaşam yeme-içme çemberi içerisinde ilerliyor. Kendi yaptığını satan, komşusundan yemek satın alıyor. Biri olmasa, öteki varlığını sürdüremez. Tezgâhlardan, sac tavada süratlice kavrularak oluşturulan buram buram fried vegetable noodle kokuları yükseliyor. Daha ileri senelerde Vietnamlı yazarların kitaplarını okuduğumda her duyguyu, her rengi, her kokuyu, her ayrıntıyı yiyeceklerden yola çıkarak tanımladıklarını görmek beni hiç şaşırtmadı. Bu koku cümbüşü benim anılarımda da hâlâ tazeliğini koruyor.

Hava süratle aydınlanırken tek tük yaşlılar, geceden kalma makyajı solmuş yaşam kadınları ve Turistler amacıyla kahvehaneler sabah 09.00’a dek açık kalıyor ve sonra gün boyu kapanıyor.

İkinci günün sonrasında ben de buralıların vakit kavramı kapsamında yaşamaya başladım. Sabah 04.00’te onların yaşam koşuşturmasını kaçırmamak amacıyla ben de kalkıyordum. Yaşam erken bitiyordu. Saat 18.00’de hava kararıyordu ve erken yatıyordum.

Leave A Reply

Your email address will not be published.

google-site-verification=THwipJbEBR9Bwe16NZcTXKKwKaqOUC6u6MKL5gWu-gE