İstanbul tarihi Zeyrek Kilise Camisi

İstanbul tarihi Zeyrek Kilise Camisi

0

İstanbul tarihi Zeyrek Kilise Camisi

İstanbul’un tarihi semti Zeyrek’te tespit edilen ve son devrelerde geçirdiği restorasyonla yine canlanan Zeyrek Kilise Camii, Bizans dokusunun Osmanlı ile güzelce harmanlanmış durumu olarak ziyaretçilerini ağırlıyor

11.asır sonlarında, 1088 seneında, Macar Krallığı’nın mühim şehirlerinden biri olan Estergon’da dünyaya gelen Prenses Piroska, annesi ve kral olan babasını genç yaşta kaybedince, tahta geride bıraktığımız kuzeni doğrulusunda devresinin en mühim güçlerinden biri olan Doğu Roma ile teması sağlamlaştırmak adına, Veliaht Prens Ioannis ile evlendirilir. Piroska bundan sonra Prenses İrene, 1118 seneından itibaren de Ioannis’in tahta çıkmasıyla birlikte İmparatoriçe İrene olmuştur.

Ortodoksluğa geçişi ve ardındannda eşinin bundan sonra tahtın tek hakimi olmasıyla birlikte İrene, aynı sene amacıylade Haliç’e hakim bir konuma manastır yapımı amacıyla devresinin mühim mimarlarından Nikeforos’a emri sunar ve inşa çalışmaları başlar. Ioannis Komneos’u bir hayli üzer. İmparatoriçenin yaptırdığı manastırı bir yadigar olarak görür ve buranın büyümesi amacıyla 1124’te yeni bir inşa çalışması emrini sunar. Yapının derhal kuzeyinde bundan sonra ikinci bir kilisenin duvarları yükselmektedir. Büyük ölçüde eski binalardan getirilen tuğlalarla ve saklı taş sistemiyle örülen duvarlar zelzeleler şehrinde, gerçekte depremlerle yaşamayı öğrenmiş ve önlemlerini almış bir toplumun da ipuçlarını sunar. Theotokos Eleousa bundan sonra Şefkatli Meryem Ana ya da Şefkatli Allah Annesi adına yaptırılan kuzey kilisenin de kısa sürede yapımı tamamlanır.

Başta yapının banileri İmparatoriçe İrene ve İmparator II. Manuel’in eşi İmparatoriçe Bertha ve İmparator V. Ioannis Palailogos’un gömülü bulunduğu biliniyor.

13. asır ilk haftalarında gerçekleşen Dördüncü Haçlı Seferleri ardından, Latin İşgali esnasında Venedikli Katolik din adamlarınca sarfedilen yapı Latin İmparatoru Baldwin doğrulusunda saray olarak kullanılır. O devre, kompleksten çoğu mühim yapıt Venedik başta olmak üzere Avrupa’nın muhtelif şehirlerine kaçırılır. Hatta öyle ki kimi kaynaklarda en küçük kıymetli taşlarına kadar yağmalandığı belirtilmiştir.

Latin İstilası ardından Doğu Roma yönetimini elinde sahip olan Palaiologos Hanedanlığı buraya gereken ehemmiyet gösterir ve manastır olarak kullanılması amacıyla yine düzenler. İmparator VIII. Mihail devresininden itibaren bundan sonra yapı, eski günleri kadar olmasa da, ihtişamını yine kazanmaya, canlanmaya başlamıştır. İstanbul’un fethine kadar manastır olarak sarfedilen kompleks, Ortodoks rahiplerin yoğun olarak yetiştirildikleri mühim yerlerden biri olarak ilgi çekmekteydi. Öyle ki son imparator XI. Konstantin devresininde manastırda vazife almış olan Rahip Yennadios, fetih ardından Fatih Sultan Mehmet’in daveti üstüne patriklik makamının sahibi oldu.

 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet şehrin öncelikli greksinimlerini düşünerek birtakım değişiklıklar yapmaya karar sunar. Başta Pantokrator Kilisesi olmak üzere çoğu yapının işlevleri değiştirilir. Bu kapsamda, ilk etapta, manastır ya da kiliseden cami ya da medreseye dönüştürülen sekiz yapıdan bir tanesi olan yapı, Fatih Camii oluşturulana kadar medrese ve cami olarak kullanıldı. Fetih ardından adını müderris Molla Zeyrek Mehmet Efendi’den alan ve İstanbul’a gelen sufilerden Akşemseddin’in de bir devre ders verilen yapı, Fatih Camii ve çevresindeki medrese yapıları bitince bundan sonra sadece cami olarak kullanılmaya başlandı. Günümüze kadar en iyi korunmuş şekilde gelen kısım olan Güney Kilise’de yer alan ikonostasis yerine mihrap yerleştirilerek cami durumunu alan yapının hünkar mahfili en ilgi çekici noktalarından. Lale Devri sultanı III. Ahmet devresininde, bilhassa Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa ziyareti ardından Osmanlı’da daha çok görülmeye başlanan Fransız barok ve rokoko etkisinde geliştirilmiş olan hünkar mahfili halen Lale Devri’nin şatafatını yansıtmaya devam ediyor.

Zeyrek Kilise Camii, Osmanlı’da değişik devrelerde çoğu kez tadilatlar görmüş. Günümüzde de, yakın tarihlere kadar bakımsız ve kaderine terk edilmiş olan yapı, 2010-2019 arasında oluşturulan ayrıntılı restorasyon çalışmaları ile resmen yine canlandı. Bugün, yapının etrafındaki manastır binalarının büyük alanı bundan sonra ayakta olmasa da amacıylade muhafaza ettiği Bizans ve Osmanlı dokuları ile İstanbul’un hala en mühim tarihi izlerinden bir tanesi olarak ilgi çekiyor.

Leave A Reply

Your email address will not be published.

google-site-verification=THwipJbEBR9Bwe16NZcTXKKwKaqOUC6u6MKL5gWu-gE