BALKANLARIN GÜZEL SOKAKLARI

BALKANLARIN GÜZEL SOKAKLARI

0

Trak, Yunan, Roma, Bizans, Slav, Osmanlı ve Bulgar Rönesansı renkleriyle biçimlenmiş çok kültürlü bir geçmişi şu zamana kadar taşımayı başaran Filibe, Balkanlardan etrafına ılıman hoşgörü havası yaymaya elverişli konumuyla “Avrupa Kültür Başşehri” olmayı çoksıyla hak ediyor. Kollarını açmış, gülümseyerek size “kırk sene hatırı olacak bir fincan kahve” ikram etmek isteyen bu güzel şehri çok bekletmeyin…

Bugün 340 bine yaklaşan nüfusu ile başşehir Sofya’nın ardında, Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri olan Filibe (Plovdiv), Rodop Dağları’nın eteklerinde, Meriç nehrinin suladığı bereketli Trakya ovasında, çağlar süresince filiz vermiş kültürlerin kavşağında yer alıyor. Filibe, bir kavşak olarak, kendine uğrayan her uygarlıktan aldıklarıyla, sıksık isim değiştirerek ve kültürel çeşitliliğin ufuk açıcı etkisiyle, ekonomik olarak varlıklıleşerek bugünlere gelmiş.

 

Altı tepeli Filibe’nin, üç tepesi eski şehri oluşturuyor. Bu tepelerin isimleri, şehrin Osmanlı geçmişine dayanan kökenleriyle, bize hiç de turist değil: Nöbet Tepe (Bulgarlar Nebet Tepe diyor), Cambaz Tepe ve Taksim Tepe. Şehrin tarihi, bu üç tepe ile etrafında şekillenmiş. Avrupa’nın, Truva’dan sonra, en eski şehri olmakla övünen Filibe’de, ilk yerleşimi MÖ 1200’lerde Nöbet Tepe’de Traklar kurmuş. Traklar, kurdukları bu köye Eumolpia ismini vermiş. Küçücük bir hayata çok büyükte başarılar sığdırarak aldığı namla “Büyük” olan İskender’in babası Makedonyalı II. Filip, MÖ 342 senesinde bölgeyi ele geçirince, burada bir şehir inşa etmiş ve bu şehire Filip şehri manasına gelen Philippopolis ismini vermiş.

 

Makedonya Krallığı’nın bölümdeki egemenliği sona erince, mahalli halkı alana getiren Traklar bu ismi Pulpudeva olarak değiştirmişler. MS 46 senesinde İmparator Claudius devresininde, Terentius Varo Lucullus komutasında şehri fetheden Romalılar, buraya üç tepe manasına gelen Trimontium ismini koymuşlar. Bugün, şehrin farklı bölgelerindeki tarihi eserlerin de kanıtladığı gibi, Roma devresininde, Trakya Eyaleti’nin merkezi olarak, altın çağını yaşam sürdüren Trimontium, MS 345’ten sonra Doğu Roma’nın, nam-ı diğer Bizans’ın etkisine girmiş. Bizans İmparatoru Jüstinyen’in 6. yüzseneda şehri yeni surlarla güçlendirmesinin sonrasında, 7. yüzseneda bölümde görünen Slavlar şehri Paldin olarak adlandırmışlar.

9. yüzsenesin ilk %50 sinde Birinci Bulgar İmparatorluğu’nun bir parçası olan şehir, 11. yüzseneda Bizans’a bağlandıktan sonra, 1186 senesinde İkinci Bulgar İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiş. 1204-1364 seneları arasında, evvelce Bizans, sonrasında 4. Haçlı Seferi esnasında Konstantinopolis’te kurulan Latin İmparatorluğu, son olarak da Bulgar İmparatorluğu’nun eline geride bıraktığımız Paldin, 1364 senesinde Osmanlılar doğrulusunda fethedilmiş.

 

Şehir Osmanlılar devrinde Filibe ismini almış ve zaman içerisinde buraya yerleşen Türkler, Rumlar, Ermeniler, Museviler gibi topluluklarla Bulgarların beraber yaşadığı kozmopolit bir nüfusu barındırmaya başlamış. Camiler, hamamlar, bedestenler gibi yapılarla bezenen Filibe, Balkanların Osmanlı kimliğine sahip en mühim şehirlerinden biri durumuna gelmiş. Bu devresinin sonuna doğru, 18. yüzsenesin ortasından itibaren, Filibe’nin Bulgar tüccarları İstanbul, Venedik, Odessa, Leipzig, Kolkata ya da Manchester gibi mühim ekonomik merkezlerle ticari temaslar geliştirmişler.

 

Ticaretin varlıklıleştirdiği Bulgar burjuvazisi, bilhassa 19. yüzseneda inşa ettirdiği lüks konaklar, mağazalar, kiliseler, okullar ve şehrin ilk matbaasıyla, Bulgar tarihçilerin “Ulusal Uyanış” ismini verdiği devresinin Filibe’deki öncüsü olmuş. Artık Filibe değil, Trak geçmişin Pulpudeva’sından alınan ilhamla Plovdiv olarak adlandırılan şehir, geleneksel Bulgar ve Osmanlı mimarilerinin Avrupa esintileriyle harmanlandığı “Plovdiv Baroğu” stilindeki yapılarıyla, bütün Bulgaristan’a numune olmuş.

 

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, nam-ı diğer 93 Harbi sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması ile Filibe Osmanlılara bağlı statüde kalan Doğu Rumeli Vilayeti’nin idari merkezi olmuş. Daha sonra, 1885’te Doğu Rumeli’nin Bulgar Prensliği’ne bağlanması, sonrasında da 1908 senesinde bağımsızlığın ilanıyla, şehir bağımsız Bulgaristan topraklarına katılmış.

 

Çek mimarı Josef Schnitter’in geniş caddeler yaratarak tekrar düzenlediği şehir, 18 Nisan 1928’deki deprem felaketine rağmen, çoğalan nüfusu ve fabrikalarıyla günden güne gelişerek, Bulgaristan’ın ikinci büyük yerleşim yeri olmuş. 1946’da sosyalist sisteme geçildikten sonra, sasenearı 500’ü bulan endüstri kuruluşları ve dış mahallelerinde inşa edilen toplu konutlarıyla, süratli şehirleşme sürecine giren şehirde 1956 senesinde alınan çok olumlu bir kararla, Roma, Osmanlı ve “Ulusal Uyanış Dönemi” tarihi yapılarını barındıran “Eski Plovdiv” bölgesi koruma altına alınmış. Kültüre verdiği bu önem, Plovdiv’e 2019 senesi amacıyla “Avrupa Kültür Başşehri” olarak seçilme onurunu getirmiş.

şampiyonu ve olimpiyat şampiyonu olan jimnastikçi Maria Petrova ve en muhimi 1987’de 2,09 metre ile dünya kadınlar yüksek atlama rekorunu kıran, halen de bu rekorun sahibi olan olimpiyat ve dünya şampiyonu Stefka Kostadinova gibi ünlülerin doğduğu yer olan Plovdiv, her sene aşağı yukarıyaya 500 bin ziyaretçiyi çeken uluslararası fuarı, gıda, tütün ve demir dışı metaller yapan endüstri kuruluşlarıyla, 2007 senesinde Avrupa Birliği delegesi olan Bulgaristan’ın parlayan senedızı olarak geleceğe emniyetle bakıyor.

Leave A Reply

Your email address will not be published.

google-site-verification=THwipJbEBR9Bwe16NZcTXKKwKaqOUC6u6MKL5gWu-gE